Köşe Yazısı 

Cari Açık Uyarıyor

2017 yılını ise 47.1 milyar dolar cari açık ile kapattık , 2018 yılının ilk ayı sonunda 4 milyar 152 milyon dolar açık verdik ve son 12 aylık açık ise 53 milyar 346 milyon dolar oldu. Döviz kurlarındaki artışı, işsizlik rakamlarını, enflasyonu anladık bu cari açık nedir. Sık sık önemli diye dile getiriyorsunuz diye dönüşler alıyorum. Doğrudur bizler ekonomist olarak öncü gösterge olarak ekonomiyle ilgili tartışmalarda cari açık kavramını sıkça dile getiririz. Ekonomist olmayanlara cari açığı ve sonuçlarını teknik olmayan bir dil ile anlatmayı amaçlıyorum.

Cari açık her şeyden önce gelirinden fazlasını harcamaktır. Ülke olarak bir yıl boyunca üretip sattığımız mallar karşılığı döviz elde ediyoruz. Yani ihracat geliri elde ediyoruz. Diğer yandan ise dışarıdan mal ve hizmet alıyoruz. Bu sefer tersine dışarı döviz gönderiyoruz. Aldığınız sattığınızdan fazla ise açık oluşuyor. Turizm gibi faaliyetlerle de döviz girişi sağlıyoruz. Yurt dışından işçiler şirketler döviz getirirken bir yandan da aynı yolla yurt dışına döviz çıkışı oluyor. Sonuçta toplam olarak baktığınızda cari açık ülke olarak ürettiğimizden fazla tüketmek anlamına geliyor. Bu açık da borçlanarak kapatılıyor.

Aldığımız borcu ne yapıyoruz. Yiyip içiyor muyuz, yatırım mı yapıyoruz? Başka ülkelerden borç olarak aldığımız paraları bir güzel harcıyoruz ve bazıları bu harcamayı ekonomiyi canlandırıcı etkisinden ötürü güzel bir şey olarak algılıyor. Siyasiler bakın ne güzel piyasalar canlı diyor. Cari açık büyüdükçe ekonomi canlanmaz. Ekonomi ithalata dayalı olarak hareketleniyor. Oysa gerçekte üretim artmaz. Bağımlılığınız artar. İthal edilen mallar genelde yüksek gelir grupların harcamalarını tetikliyor. Devlet buradan elde ettiği geliri kullanarak düşük gelir gruplarının harcamasına destek olmaya çalışıyor. Yani bir parmak bal da sana diyor. Ama ortada ne bal var ve ne bal yapan arılar. Ekonomi ise bu sefer bir birim üretmek için bile o mal ve üretim için dışardan mal almak zorunda kalıyor. İthalata bağlı olarak büyümeye çalışıyor.

Gelir ve Gider arasında dengesizlik varsa dengeyi sağlamanın iki yolu var. Ya harcamaları kısacaksınız ya da geliri artıracaksınız. Harcamaları kısmak demek özünde tüketimi azaltmak, kısmen de yatırımı azaltmak demek. Bunu yapamayınca bu sefer harcamayı sürdürmek için borçlanıyoruz. Biz borçlanarak harcadıkça bize borç verenlerde dış dünyadan borçlanarak bize konut, tüketici, araç kredisi vb. şekilde borcu satıyor. Yani tüketimi borçla sürdürüyoruz.

Harcanabilir ülke gelirinin yaklaşık dörtte birini devlet , dörtte üçünü özel kullanıyor. Devletin kullanabilir payını arttırmasının en önemli yolu vergileri artırmak. Ancak vergi artırmanın toplumsal tepki yönü var. Bu durumda alternatif kaynak yaratmak amacıyla elinde avucundaki değerleri satmak yoluna gidebiliyor. Kamu harcanabilir gelirinin onda dokuzunu harcarken özel ise onda sekizini harcıyor. Yani gelen dış kaynak yatırıma gitmiyor. Her iki kesimde borçlanarak tüketimlerini devam ettiriyor. Hem özel hem devlet tüketimini borçlanarak yapıyor. Yatırımla uzun vadede ülkenin istihdamı, üretim kapasitesi ve geliri arttırılabilir. Ancak mevcut yapıda alınan borçlar tüketildiği için yeni gelir elde edilemiyor ve iş sahası yaratılamıyor. Sürekli harcama isteği ile bu kez borcu borçla ödemeye devam ediyoruz. Fedakârlık yaparak tüketimi kısmak veya birikimleri yatırıma dönüştürmek istemiyoruz. Kısa vadede refah içindeymiş gibi günü kurtararak yaşamaya devam ediyoruz. Hal böyle olunca cari açık artıyor dışardan aldığımız kaynak kadar büyüyoruz. Büyüdükçe cari açık artıyor. Çünkü ithalata dayalı bir yapı ve kısır bir döngü oluşuyor.

Ortada bir maliyet var. Bir bedel var ve er ya da geç bu bedel ödenecek. Bedelin ödenmesi demek yoksullaşma, kemer sıkma demek. Siyasiler bunu iyi biliyor ve bu bedeli ödemek yerine gelecekte ödenmek üzere yükü ağırlaştırarak ileri öteliyorlar. Bu ötelemenin de bir sonu var. O son geldiğinde maalesef piyasalar alt üst oluyor. Döviz kontrolden çıkıyor. İşsizler ordusu büyüyor. İflaslar gerçekleşiyor. Türkiye adım adım bu istenmeyen sonuca doğru ilerliyor. Türkiye’nin bu konuda geçmiş deneyimleri olmasına karşın bu konuda benzer hataları yapmaya devam ediyor. Daha önce gördüğümüz bu filmi yeniden izlemek istemiyoruz. Özellikle 2001 yılında yaşanan krizin ağır sonuçları hala hafızalarımızdadır. Türkiye eğer bu gerçeği fark edip yüzleşmez ve gereklerini yapmaz ise Türkiye için ekonomik açıdan geri sayım başlamıştır.

Related posts