TİMSAHIN GÖZYAŞLARI ve KİRLİLİK SIĞINAKLARI

Hemen herkesçe çevre sorunu söz konusu olduğunda sorunun varlığı kabul edilmekle beraber, çözüm yolları söz konusu olduğunda tıkanmalar yaşanmaktadır. Kısa dönemli çıkar çatışmaları tüm insanlığın ve gezegenimizin çıkarlarına daha baskın gelebilmektedir. Bugünkü yazımda çevresel sorunlar ile ekonomi arasındaki yakın bağlantıdan hareketle çözüm arayışlarında ülkelerin ve uluslararası organizasyonların samimiyetini sorgulamaya çalışacağım.

Çevresel konularda küresel çözüm arayışında temel beklenti uluslararası genel kabul görmüş uzlaşmanın sağlanmasıdır. Ancak Kyoto protokolünde ABD tutumunda olduğu gibi ülkeler kendi çıkarlarını gezegenimizin çıkarlarından ve geleceğinden önemli görmektedir. Avrupa Birliğinde çevre kirliliği ile ilgili olarak kaynağında çözüm önerilmektedir. Üye ülkelerin, diğer ülkelerin çevresini bozacak eylemlerden kaçınmasını garanti etmesi istenmektedir. Ancak bu konuda İngiltere gibi bazı ülkeler, ekonomik ve coğrafi bazı nedenlerle daha esnek davranmaktadırlar. Bazı ülkeler çevre standartlarını düşük düzeyde tutarak uluslar arası rekabette avantaj sağlamak peşindedir.

Gelişmiş ülkeler bile çevre ile uyumlu gelişme konusunda çekimserce adımlar atarken çevre ile uyumlu gelişme konusunda azgelişmiş ülkelerin şansı daha da azdır. Gelişmiş ülkeler çevre politikalarını belirlerken kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ederlerken azgelişmiş ülkeler çevre politikalarını oluşturamamaktadırlar. Az gelişmişliğin yarattığı sorunlar bu ülkelerin elini kolunu bağlamaktadır. Azgelişmiş ülkeler aşırı borçlanma içindedir. Yabancı sermayeyi ülkeye çekme çabası, gösterirler. Geri ve kirli teknolojilerin kullanımına açıktırlar. Bu nedenle de çoğu kez ulusal ve çevre koruma bilincinden uzak, gelecek nesilleri düşünmeyen yaklaşımlar sergilerler. Bu ülkeler düşen ekonomik büyümeler, bozulan ticaret hadleri artan dış ticaret açıkları nedeniyle uluslar arası kuruluşların karşısına borç isteyen sıfatıyla geçtiğinde bu ülkelere önce “istikrar programı” adı altında paket dayatılmaktadır. Serbestleşme, dışa açılmayla beraber bu ülkelerin dış borçlarında ciddi artışlar olmakta ve bu kez de bunları ödeyebilmek adına çevresel değerler tahrip edilmektedir. Yer altı ve yerüstü kaynakları hoyratça kullanılmaktadır. Yabancı sermaye çekebilmek adına düşük çevresel standartlar uygulanmaktadır.

Çevre standartları konusunda düşük performansa sahip Çin ve Hindistan’ın Çimento sektöründe dünyanın ilk iki sırasında yer alması, Türkiye’nin Avrupa‟da birinci, dünyada ise dördüncü sırada yer alması sektörel büyük başarı sonucu mudur?. Yoksa gelişmiş ülkelerin kendi ülkesinde görmek istemediği çevresel sorunlar yaratan ve aşırı enerji tüketimi gerektiren sektörleri az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelere kaydırmasının bir sonucu mudur? Neden Avrupa’nın en çok kirlilik yayan Termik Santralleri Türkiye’de faaliyette bulunur. Bunları iyi düşünmek gerekir.
Kirlilik sığınağı denilen bu durumda “gelişmiş ülkeler endüstriyel kirlilikten kurtulmak ve bu sektörlerde üretimlerini devam ettirmek için çevre bilinci gelişmemiş ve standartları düşük ve bu konuyu önemsemeyen ülkelere kirli sanayilerini taşıyarak, bu ülkeleri sığınak olarak kullanmaktadırlar. Sığınak ülkeler ise, ekonomik yetersizlik ve istihdam amacıyla bu sektörlere izin vermektedirler. Bu çerçevede, gelişmiş ülkeler, temiz bir çevreye sahip olurken, kirlilik sığınağı olan ülkeler ise, bu sektörlere sahip çıkarak ticari hacimlerini genişleteceklerdir.
Çevre sorunları tüm insanlığın ve toplumların ortak sorunları olmasına karşın, yukarıda anılan değişik nedenlerle ülkelerin bu sorunun çözümüne yönelik arayışları aynı değeri ifade etmekten uzaktır. Bu ise sorunun varlığını kabul etmek kadar gerçekten çözüm arıyor muyuz sorusunun da yanıtının öncelikli olarak bulunması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Şu ana kadar yaşanan gelişmeler ise bu konuda insanlık açısından umutlu olmamıza olanak tanımamaktadır. Küresel çevre sorunları konusundaki samimiyetimiz sorgulandığında başta gelişmiş ülkeler olmak üzere gelişmekte olan ülkelerinde bu süreçte karnelerinin zayıf olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır.

Az gelişmiş ülkelere gönderilen zehirli atıklar, kasten batırılan zehir yüklü gemiler, kıyılara vuran zehirli variller, atık ihracatı görmeye alıştığımız olaylar halini aldı. Bu ülkelerde 5 yaşın altında yaklaşık 200 milyon çocuk kronik olarak proteine dayalı enerji açlığı çekmektedir. Yine bu yaş grubundaki çocukların yaklaşık 13 milyonu açlık ve açlığa bağlı enfeksiyon ve kötü beslenme nedeniyle yaşamlarını kaybetmektedir. Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 2 milyar insan temel bir veya birkaç gıda açısından kötü beslenmektedir.
Büyük kampanyalarla bu ülkelere yardım eden Uluslar arası kuruluşlar, Gelişmiş ülkeler gözyaşları dökerek bu durumu iyileştirme çabalarında olduklarını dünyaya gösterme gayreti içerisine girerler. Sorunun temel nedenlerini ortadan kaldırmadan akıtılan gözyaşları sadece TİMSAHIN GÖZYAŞLARIDIR.