SİESTA HAKKI İSTİYORUM
Klasik Adana yazı başladı ve kavurucu sıcaklar, insanı bitkin düşüren nemli havalar öğle saatlerinde 50 derecelere varan sıcaklıkları görmeye başladık. Artık Adana’da yaşamak, çalışmak, nefes almak, yazmak, hatta tembelce oturmak bile güçleşti. Doktorlarımızın bol su için, güneşin etkili saatlerinde sokaklara çıkmayın, midenizi yoracak yiyeceklerden kaçının türünden önerilerini artık sıkça duyacağız. Bir yandan da çalışmak zorunda olan memur, işçi, esnaf, hizmet görenler serzeniş içerisinde işlerine gitmeye devam edecekler. Dükkanın önünü sulayan esnaf, başına mendil geçirmiş taksi şoförü, meyan kökü, bici bici satan tablacı, ensesine mendil yerleştirmiş dolmuşçu, sırılsıklam olmuş yazlık üniformasıyla trafik düzenini sağlamaya çalışan polis, yaz okulunda kan ter içinde eğitim alan öğrenci, görüntüleriyle sık sık karşılaşacağız. Sokakta yüzlerimiz asık gezmeler, seslerimize karışan oflamalar, en ufak olayda gerginleşen tepkiler ve asabileşmiş insanlar, havalarda ne kadar sıcak söylemleri sıradan ama bir o kadarda yapmaktan ve söylemekten alıkoyamadığımız şeyler olacak.
Tıp insanları öğle uykusunun en az gece uykusu kadar faydalı olduğunu söylüyorlar. Öğle uykusu uyuyan kişilerde vücudun tazelendiği ve performansı artığı ve düşünme ve problem çözme yeteneğinin hız kazandığı artık bilimsel bir gerçek. Gün içinde vücut ısısının düştüğü iki önemli saat dilimi var. Bunlardan birincisi sabaha karşı 03.00 ve ikincisi öğleden sonra 14:00-15:00 saatleri arasındadır. Bu saat aralıkları uykunun en kaliteli olduğu zaman dilimi olarak kabul ediliyor. Özellikle diyabet, dolaşım sistemi, anemi, troit, astım, tansiyon, beyin, kalp hastalıklarında sıcak olumsuz etkiler yaratır. 32 derecenin üzerinde ve %60’ın üstünde nem de “sıcak sendromları” denilen olayların yaşanmasına neden olur. İşte sıcak olan ülkelerde bu nedenle bilimsel açıdan doğruluğu kabul edilmiş “Siesta” uygulaması vardır. Siesta denilince ilk aklımıza gelen ülkeler İtalya, İspanya, Yunanistan gibi Akdeniz ülkeleriyle Güney Amerika ülkeleri olmaktadır. Genelde 13-16 gibi saat dilimlerinde uygulanmaktadır.
Siesta uygulaması denilince bizim insanımızın ilk tepkisi biraz değişiktir. Kıbrıslılar, Yunanlılar, İtalyanlar ya da İspanyol örnek verilerek “ oh ne güzel adamlar öğlen dükkânı kapatıp gidiyorlar” diye olaya bir tembellik vurgusu yaparlar oysa gerçek öyle değildir. Sıcak iklimlerde Siesta uygulaması günlük mesaiyi iki ayrı zaman diliminde uygular. Güneşin en az etkili olduğu sabah ve aksam üstü çalışma saatleridir. Yine çalışılan süre aynı hatta insanlar sıcaktan korunmuş dinlenmiş olduğu için daha dinç ve sosyal ve ekonomik yaşam geceleri daha hareketlidir.
Sıcak kentlerin en önemli özelliği nefes alabildiği ve sosyal yaşamı sürdürebildiği saatlerin güneşin etkisini kaybettiği aksam saatlerinin olmasıdır. Günün en sıcak saatlerinde esnafın çaresizce öldürücü sıcakta müşteri beklemesi, ya da devlette, banka’da veya çarşıda pazarda işi olan insanların saat 4 de 5 de kapanacak kaygısıyla öğlenin en sıcak saatlerinde işyerlerindeki işlerini sağlıkları pahasına çözme gayretleri içinde olduğunu görürüz. Oysa daha düşük sıcaklığa sahip Akdeniz ülkelerinde bile o saatlerde bütün dükkânlar kapanır, sokaklar boşalır ve siestanın bitişiyle ve sıcağın etkisini kaybetmesiyle beraber aynı sokaklar, dükkânlar birdenbire kalabalıklaşır, hareketlilik başlar, pek çok Akdeniz ülkesinde Aksam 9-10’dan sonra restoranlar hizmet vermeye başlarlar. Hemen akla klimalar geliyor. Klimalar var çalışılan mekânlar soğuk buna gerek yok itirazı getirebilir. Artık günümüzde pek çok ülke küresel ısınmaya katkıda bulunmak adına işyerlerindeki klima sayısını azaltmaya gayret ediyor. Yaz aylarında aşırı yüklenmeler nedeniyle elektrik kesintileri meydana geliyor. Enerji tüketimi aşırı derecede artıyor. Adana; Mersin gibi nem oranı ve sıcaklığı yüksek kentlerde sıcaklarda çalışmak, üretmek, hizmet almak yada sunmak, sağlıklı bir beden ve ruh haliyle tüm bunları yapmak gerçekten çok zordur.
Düşük verimlilikle çalışılan sıcak saatlerde katlandığımız maliyetler “astarı yüzünden pahalıya gelmek” deyimini anımsatıyor. Bu konuda zaten biz yeterince çalışmıyoruz, yaz aylarında öğle tatilini uzatmak işini de nerden çıkarıyorsunuz, bu daha da az çalışmamız anlamına gelir diyorsanız bir bilgiyi paylaşmak isterim. Haftalık çalışma saatleri sıralamasında Singapur’un 46.6 saatle birinci durumda ve onu , Güney Kore’nin ise 46 saatle takip ediyor. Türkiye ise haftalık 45 saatle bu ülkeleri 3.sırada takip ediyor. ABD 33.8 Almanya 35.5 Çin 44 , Kanada 36,5, Fransa ve İtalya 38, saat çalışıyor.
Sanıldığı gibi sıcak ülkelerin insanları öğle uykusu yaparak tembellik yapmıyorlar. Zamanı daha verimli, sağlık koşullarına uygun kullanıyorlar. Yaşam kalitelerini koruyorlar. Eskiden bu yana böyle gelmiş böyle gider düşüncesiyle ya da yaşamlarının çok az gününde güneş gören AB ülkelerinin standartlarına ve çalışma saatlerine uymak amacıyla ekonomik açıdan verimsiz ve sağlık açısından riskli bu sistemde ısrar etmenin anlamı yoktur. Mesai saatleri günü ikiye bölecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Önyargılarımızı yıkarak bu sistemi Adana, Mersin gibi yaz aylarında sıcağın esir aldığı şehirlerde denemek gerekir.
18.06.2012