Anız Yakımı Bir Çevre Felaketidir

Tüm Çukurova günlerdir duman ve is içerisinde. Her yerden alevler, dumanlar yükseliyor. Esen rüzgârla beraber balkonlarımız, evlerimiz, odalarımıza kadar gelen partiküller nedeniyle insanlar evlerinin kapılarını açamaz durumdalar. Sokaklarda nefes almak bile güçleşti. Bu durum öylesi büyük boyutlara ulaştı ki artık ciddi olarak sağlığımızı olumsuz etkileyen bir olaya dönüştü. Öncelikle tespitimizi genişletelim. Anız yakma eylemi planlı olarak gerçekleştirilen bir eylemdir ve çevreye, insana karşı yapılan suçtur. Bu yaşanan durum doğal olmayan bir çevre felaketidir ve ciddiye alınmalıdır. Çevre felaketlerinin sonuçları sadece insanların yaşamlarını yitirmesiyle ölçülmez. Ekolojik denge üzerinde dönüşü olmayan tahribatlar yapan ve çevre ve insan sağlığını kasıtlı olarak tehdit eden, maddi zararlar yaratan bu planlı eyleme dur demek görevi de yetkili kamu otoritelerinindir.
Kamu Otoritelerinin Zaafiyeti Bulunmaktadır.

Bu olayların bu noktaya gelmesinde ciddi bir kamu otoritesi zafiyeti bulunmaktadır. Olay ne ilktir ne de son olacaktır. Her yıl tekrar eden bir trajediye dönüşmektedir ve bununla mücadele etmesi gereken kurumlar yıllardır aynı mazeretlerin ardına sığınmaktadır. Mevcut olayla mücadele etme arzusu ve iradesinden uzak durmaktadırlar. Teknolojik olanakları kullanarak yerden ve havadan gerekli mücadele önlemlerini alma konusunda yetersiz kalmaktadırlar. Böylesi bir felaket sorumlu kurumlar tarafından bekleniyor ve göz göre göre bu çevre felaketi yaşanıyor ise bu işlerden sorumlu kamu kurum ve kuruluşları görevlerini layığı ile yerine getirmemiş demektir.
Çevresel Bir Felaket.
Anız yakma olayı çevresel etkileri, hukuksal ve ekonomik yönleri ile ele alınabilir. Ekolojik açıdan bakıldığından anız yakmanın sayısız zararları bulunuyor. Çıplak kalan toprağın su ve rüzgâr erozyonuna uğraması, toprağın veriminin organik üst tabakasını kaybetmesi nedeniyle düşmesi, atmosfere karbondioksit salarak küresel ısınmaya katkıda bulunması, yaban hayatı ve beslenmelerini olumsuz etkilemesi, bazı canlı türlerinin ölümüne neden olması ve doğal dengeyi bozması bunlardan birkaçıdır.
Peki bu kadar çok zararına rağmen çiftçiler neden anız yakar. Yapılan tüm uyarılara, alınan önlemler ve verilen cezalara rağmen anız yangınlarının önüne neden geçilemez. Doğayla dost olması gereken çiftçi nasıl olurda bu mevsimde adeta gözü dönmüş bir doğa katliamcısına dönüşür. Hasat sonrası toprağı daha kolay işleyebilmek için buğday ve mısır anızını yakan çiftçiler kendileri açısından kolay yolu tercih ederler. Alternatif maliyeti düşünüldüğü zaman anız yakmak eyleminin çiftçiye daha ucuza mal olduğu düşünülmektedir. Fakat olaya bir bütün olarak bakıldığında ise toplumsal maliyeti ve zararı çok yüksektir. Çiftçi bir anlamda bu maliyeti diğer insanlara ödettirmek suretiyle bu maliyetten kaçınmaktadır. Çiftçiye sorduğunuz ise yakıt, gübre maliyetlerinin yüksekliği ile başlayan bir dizi haklı olduğu sorunu dinlersiniz. Ancak bunların varlığı yapılan eylemi haklı kılmaz.

Kurumsal Bahaneler.
Genel itibariyle biz toplum olarak bahane üretme konusunda çok başarılıyızdır. Bir olayla mücadele ederken karşı karşıya olunan zorluklar mutlaka vardır. Ancak bunların tespitini yapıp gereklerini yapmamak bu bahanelerin ardına sığınmaktır. Gelelim kurumsal bahanelerimize. “ Anız yakma faaliyeti genelde Jandarma bölgesinde oluyor ve faillerinin bulunması güç oluyor. Mevcut olaylarda çoğu zaman Ceza uygulanmıyor. Ceza var olmasına ve yasağa rağmen yakan tarla sahiplerine suçüstü yapılamaması nedeniyle açılan davalardan da bir sonuç alınamıyor. Genelde yakımlar için tatil günleri tercih ediliyor. Her tarlaya bekçi koyma şansı yok”. Anızla mücadelede başarısızlığımız açıklanırken her yıl aşağı yukarı bu bahaneleri duymaktayız ve adeta hiç değişmemektedir. Oysa tüm bu bahaneler bir dizi idari çalışmalarla ve yasal düzenlemelerle ortadan kaldırılabilir niteliktedir. Kurumlar bu anlamda yakım mevsimine özel çalışmalar yapabilir ve teknolojik olanaklarla donatılabilir. Bunun yanı sıra anız yakılan tarlalara en az bir yıl ekim yasağı getirilmesi, anız yakılan tarlalar için çiftçilerin tarımsal üretim ve ürün teşviklerinden mahrum bırakılması gibi sert önlemlerde gündeme alınmalıdır. Ancak işin özünde şu vardır 10-15 günde yakarlar nasılsa biter ve geçer yaklaşımı hakimdir. Bu dolaylı olarak göz yummak durumudur ki asıl sorunumuz budur.

Suç ve Ekonomik Değerlendirmesi

Anız yasağına uymayanlar hakkında 2872 sayılı Çevre kanunun 20. Maddesine dayanılarak uygulanacak idari para cezaları 10 Ocak 2012 tarih ve 28169 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan tebliğe göre her bir dekar için 31,39 TL’dır. Anız yakma fiilinin orman ve sulak alanlara bitişik yerler ile meskun mahallerde işlenmesi durumunda ceza beş kat artırılabilmektedir. Anız yakma eylemi bilinçli bir şekilde gerçekleştiren bir suç eylemidir. Bunu yapan kişi aslında kendi açısından rasyonel davranmaktadır. Yakalanması durumunda ödeyeceği ceza, yakalanma riski ile elde edeceği faydayı düşünmektedir. Suçun ekonomik modeline göre, suçlu bireyin suçu işlemesi için illegal davranışlardan elde ettiği faydanın diğer legal davranışlardan elde ettiği faydayı ve engellemeden kaynaklanan maliyeti aşması gerekir. Bu anlamda bu bilinçsizce yapılan bir eylem değildir. Burada suçlu diğer ekonomik birimler gibi faydasını maksimum yapmaya çalışan rasyonel bir kişidir. Anız yakan kişinin suç aktivitelerine katılmalarında belirleyici olan unsur; bu suçu işlemesi sonucunda katlanmaktan kaçınacağı parasal maliyetin, yasal ve olması gereken yollardan faaliyeti yapması durumunda katlanacağı maliyetten daha düşük olmasıdır.

Ayağına Kurşun Sıkmak

Ancak Çiftimiz şunu bilmedir. Anız yakılması sanıldığı gibi kendisi açısından ekonomik olarak ucuz bir yöntem değildir. Çiftçimiz tüm üretim sürecine ve maliyetlerine bütün olarak bakmalıdır. Anız yakılması bir sonraki yıl üretim maliyetlerini artıran bir olaydır. Yakılan anız toprağın gereksinin duyduğu gübreyi artırmaktadır. Bu Ciddi bir maliyettir. Aynı zamanda azalan verim her yıl tarladan alınan ürün miktarını azaltmakta ve kalitesini düşürmektedir. Ürün fiyatları ve kar marjlarının düşük seyrettiği dönemlerle de birleşince çiftçi için mevcut durum içinden çıkılmaz bir hal alabilmektedir. Bu durum “ayağına kurşun sıkmak” deyimi ile anlamını bulmaktadır.